.

ALLAH; DEVLETE, MİLLETE VE ORDUMUZA ZEVAL VERMESİN

4 Kasım 2017 Cumartesi

EY OSMANLI GERİ GEL / ISRAEL SHAMİR

 

EY OSMANLI GERİ GEL!

 Israel Shamir
Kermil Dağı'nda, köyden az büyük Zichron Yaakov adında bir sevimli kasaba vardır. Şimdi şarapları ve Fransız restoranlarıyla tanınan bu yer 1. Dünya Savaşı'nda İngiliz yanlısı bir Siyonist casus şebekesi olan NILI'nin ini idi. Şebeke üyeleri öndegelen Siyonist göçmenler ve Osmanlı vatandaşı olan bu kişiler Mısır'daki İngiliz ordusu ile ilişki kurup onlara Türk kuvvetlerinin konum ve harekat bilgilerini sızdırarak sonuçta imparatorluğun yenilgisini hazırladılar. İlişkili oldukları kişilerden biri Haim Weizman'dı. O, isteksiz İngilizlerden zorla Balfour Deklarasyonu'nu koparacak ve Yahudi Devleti'nin ilk cumhurbaşkanı olacaktı. Bugüne dek NILI İsrail'de saygıyla anıldı. Okul çocukları onun müzesine götürülerek onlara Yahudilerin ancak Yahudilere sadık olacağı öğretildi; eğer bu sadak için gerekiyorsa herhangi bir güce ihanet edilebilirdi.  
Onların ülkeleri Osmanlıya ihanet için iyi bir nedeni vardı; çünkü eğer imparatorluk yaşasaydı, ne Yahudi Devleti denen canavar, ne tecrit duvarı ardına sürülen milyonlarca toprağın yerlisi, ne aynı derecede ezilmiş ve gecekondulara doldurulmuş göçmen işçiler ve karşılarında malikaneler içinde birkaç zengin Yahudi olmayacaktı. aynı şekilde çaresiz bir Irak'a ABD saldırısı ve sonuçta yüzbinlerce ölü ve acı hiç olmayacaktı, çünkü Irak o güçlü imparatorluğun parçası olacaktı.  
İmparatorluğun yıkılışından sade Ortadoğu çekmedi. NATO uçakları asla Belgrad'ı da bombalayamazdı, eğer imparatorluk bizimle olaydı. Hatta ilk ayrılan eyalet Yunanistan'ın şimdi Euro tarafından ekonomisi mahvedilmiş ve zengin Kuzeylilerin otelcisi haline getirilmezdi. Onun da, Rumların, İskenderiye'den İstanbul'a dek imparatorluğun kalburüstü ahalisi olduğu günleri özlemek için iyi bir nedeni var.  
İmparatorluk kurucu unsur olan Türklere Avrupa hayrandı ve onlardan korkuyordu, oysa şimdi onlar da Frankfurt ve Londra'nın çöpçü-bulaşıkçıları için işlerinde istenmeyen rakipler.  
Şimdi kimi Türk liderler AB'ye girmek hülyalarıyla kendilerini avuturken, belki de artık imparatorluğu geri getirmeyi düşünmeye başlamamızın tam sırası. Aslında imparatorluk çok büyük ve etkisiz olduğundan yıkılmadı: En görkemli zamanlarında bile Brezilya ya da Rusya'dan küçüktü. O yıkıldı, çünkü toy yerel elitler zehirli ulusçuluk meyvasından yediler; bunu onlara Batılı lafazanlık üstadları sunmuştu.  
Avrupa'nın icadı olan ulusçuluk, muhtemelen Ortaçağ'ın kara veba salgınından daha çok insan öldürdü. Dahası, o imparatorluğa makul bir seçenek de sunamadı. Oysa orada düzinelerle kavim, kabile barış içinde birlikte yaşıyordu. Kopan ülkelerin hiçbiri başarılı bir devlet kuramadı. Ve Batılı yırtıcılar, giderek daha ve daha da küçük gruplar arasına kavga ekmeye devam ettiler, şimdi Türkiye ve Irak'taki Kürt hadiselerinde görüldüğü gibi. Nasır ve Baas Pan-Arabizmi, Bin Ladin İslamcılığı, Ziya Gökalp ve Halide Edip Pantürkizminin hepsi de Batı'nın ilerleyişini durduracak güvenilir bir ideoloji oluşturmakta aynı başarısızlığa uğradılar.  
Belki Batılı kardeşlerin kitabından kendimize bir yaprak ödünç almalıyız. AB ile Avrupa, bin yıl önce çökmüş Şarlman imparatorluğunu yeniden kurdu; bizim İmparatorluğumuz ise hala insanların zihninde, görkemli saraylarda, kalelerde, camilerde ve kiliselerde dipdiri. Tekrar kurulan imparatorluğumuz tüm Bizans sonrası kazanımları kucaklamalı: Türkiye'nin, Ortadoğu'nun, Balkanların, Rusya, Ukrayna ve Orta Asya Türki cumhuriyetlerinin birlikte parlak bir geleceği var.  
Bizans'ın iki parlak varisi Rusya ve Osmanlı İmparatorlukları, yüzlerce yıl birbiriyle savaştılar. ama aynı şey, Batı Roma'nın varisleri Fransızlar ve Almanlar için de doğru. Eğer Batının ezeli düşmanları birleşiyorsa bu niye Doğu'da da olmasın? 
Bu yaz Rusya ve Ukrayna'yı gezdiğimde, Ruslar ve Türkler (ya da Rus tabiriyle Tatarlar arasında çok benzerlik gördüm. "Bir Rusu hamamda keseleyin, altından Türk çıkar," Churchill'in purosundan derin bir duman çekerken söylediği söz. "Tersi de doğru," der büyük Rus tarihçisi ve Rus Doğuculuğunun babası Leon Gumilev. Gerçekten Rusya Müslüman Türkler ve Ortodoks Slavların ortak ülkesi olarak doğdu. Gumilev Batılı "Tatar (Türk) boyunduruğu" efsanesini yıktı ve Moskova devletini Cengiz evladı Altınordu'nun varisi ilan etti. "Rusya cesur Türklerle birliği sayesinde yenilmezdir," diyen Gumilev, Batı'yı Rus kimliğine en büyük tehdit gördü.  
Milli Bolşevik lider ve ünlü yazar Edward Limonov geçenlerde yazdığı yazıda Rusya için "Alman kaplamalı Türkiye" dedi. Ruslar halen "şarovari"yi (şalvar) çok sever, ki aynısı Anadolu köylüsü ve eski Osmanlının giyimidir. Aynı Türkler gibi çömelir, bağdaş kurarlar der Limonov. Rusların Türklere bu yakınlık hissi Avrupa'nın Türk kuşkusundan çok farklıdır. Sinemada da bunun etkisi görülür: Yeni Rus süper prodüksiyonu "Türk Gambiti" Plevne'deki Rus-Türk savaşını, Hollywood'un (Amerikan düşmanlarına, ç.n.) takındığı ırkçı tavırdan çok farklı sergiler ve Gazi Osman Paşa'yı bir kahraman olarak gösterir.  
Türk-Slav beraberliği çok gerilere gider. Ukrayna'nın kuzeyinde eski Rus prensliklerinin başkentleri Novgorod, Çernigov ve Kiev'i ziyaret ettim. Bu şehirlerin Rus beyleri Türk prensesleriyle, steplerin kızlarıyla evlenmişler ve Türk savaşçıları, onların saray heyetlerinin hep bir parçası olmuş. 12. y.y.dan kalma bir Rus destanında Novgorod Prensi İgor Türk steplerine akın yapar, ama yenilgiye uğrar. Onu esir eden Konçak Han, onu kızıyla evlendirir ve Novgorod'a dönerler. Rus soylularının önemli bölümü hala Türk adları taşır, "Lolita"nın yazarı Nabokov ya da 2. Nikola zamanının en zengin prensi Yussupov gibi. 
Son çıkan kitabı "Avrasya Senfonisi"nde St. Petersburg'lu yazar van Zaichik küremizin bu bölümü için farklı bir kurgusal tarih yazar: Eğer Türk Altınordu İmparatorluğu'nun hakanı bilge Sertak Han (Aziz Aleksandr Nevski onun arkadaşıdır) kendisine düzenlenen suikastten kurtulsa ve Ruslarla Türkler müreffeh bir devlette birlikte yaşamaya devam etselerdi ne olurdu? Van Zaichik devam eden imparatorluğa "Ordus" (orj: Hordus) der. "Ordus", "Ordu" ve "Rus" kelimelerinin bir bileşenidir. Avrasya'nın çok daha geniş bölgelerine yayılmıştır. Hordus'ta modernlik gelenek ve dinle buluşur; aile kurumu ayaktadır; tektük zengin kapitalistler varsa da sınırsız servet birikimi hoşgörülmez.  
"İşbirliği (imece) yapıyor, bencilliğimize engel oluyoruz", Ordus'un sloganıdır; bu Doğu'nun modelidir. Camiler ve kiliseler çok sayıdadır; vatandaşlar ise birlik içinde yaşar. Bu farklı dünya seçeneği Ruslar için o kadar çekici olmuştur ki, caddelerde, tamponlarında "Xochu v Hordus" ("Ordus'ta yaşamak istiyorum") yazan kaç araba gördüm. Bu arada Ordus'un bir de Kudüs "vilayet"i (orijinal kelime, ç.n.) vardır. Hitler Almanyası'ndan kaçan birçok Yahudi buraya sığınır (evet bu farklı dünyada da Hitler Almanyası vardır), ama burada yerli halkla eşit vatandaşlar olarak yaşarlar.  
Yeni ve parlak Rus tarihçisi Fomenko "heretik" bir tarih seçeneği sunar : Onun dünyasında bir büyük devlet ya da "İmparatorluk" hep vardır ve Boğaz kıyısındaki şehir onun doğal başkentidir. Geçmişte böyle olsun ya da olmasın, gelecekte böyledir.  
Avrasya'da hakimiyet kavgaları vermek yerine Türkler, Slavlar, Araplar (ve küçük komşuları) güçlerini birleştirebilir, Konstantiniye'yi  (İstanbul bu ismin farklı okunuşudur) ortak başkent ve imparatorluk hükümeti payitahtı yapabilir. Konstantiniye bizim Brüksel, New York ve Pekin'e cevabımız olabilir. Yüzyıllar sürmüş hakimiyet kavgaları Avrasya'da nice savaşlar çıkarmış iken, birlik tüm istekleri tatmin edebilir: Ruslar da Türkleri oradan çıkarmadan İstanbul'u başkent edinebilirler; Türkler ise Kırım ya da Taşkent'le komşu olur, Yakutistan'ın uzak elmas madenleri ve Pravoslav Türklerinin diyarları, tek bir Rusla savaşmadan elde edilir. Ortadoğu birkez daha, hep ait olduğu Avrasya'ya dahil edilir; Washington'dan, Londra'dan, Brüksel'den gelecek emirlere boyun eğmez. Çok uzak bir yer olmaktan çıkan Türkiye Bağdat'la Kiev'den, Belgrat ve Kahire'den, Vladivostok ve Ankara'dan gelenlerin buluşma yeri olur.  
Bir kez daha çift başlı kartalı Doğu uygarlığımızın, Ortodoks ve Müslümanların birliğinin sembolü olarak yükseltelim, hükümdarımıza iki ünvanı, İslam halifesi ve Ortodoksların imparatoru sıfatını verelim, küçük milliyetçilikleri geçmişe gömelim ve tarihte yepyeni bir çağ başlatalım. Bu Doğu Milletler Topluluğu (Commonwealth), Doğu Roma'nın, Bizans'ın Rus ve Osmanlı imparatorluklarının bu varisi devasa maddi ve manevi kaynaklara hakim olacak, bir süpergüç olacak, Birleşik Avrupa, ABD ve Çin'in karşısına çıkacaktır.  
Bu Milletler Topluluğu hem manevi hem maddi amaçlarla birleşecektir. Doğu ve Batı metafizik temellerde bölünmüştür. Batıda Mammon (Para Tanrısı) galip gelmiştir. Batı iştaha korkunç bir imanı, bireyci başarıya dizginlenemez hırsı, alabildiğince tüketme hak hatta görevini kabul etmiştir. Dayanışmaya, "insanın mutlak özgürlüğü" adı altında egoizmi tercih etmiştir. O kadını erkeğe benzetmeye çalışarak yoketmiş, erkeği kadınla rekabete sokup yoketmiştir. Tanrı'yı reddetmiştir, kiliseleri bomboştur, şehirleri iş merkezlerinin etrafına kuruludur; bizimkiler ise bilgi, sanat ve duanın etrafına kurulu.  
Doğu daha Hıristiyan kalmıştır; bence İslam Ortodoks Hıristiyanlıktan, Jean Calvin'in Kalvinist Protestanlığının olduğundan daha uzak değildir. Doğu Mammon'u reddeder, çünki biz Tanrı'ya inanırız; bizce manevi ihtiyaçlar maddeden önce gelir, hiçbirimiz Hz. İsa'yı reddetmeyiz. Kadınlara saygı gösteririz, çünkü Hz. Meryem'i reddetmeyiz. Doğu hala tabiatı sever, ahlaksız zenginliği kötüler, emeğe saygı duyar, uyumu başarının üstünde tutar. Adam gibi erkekleri ve hanım gibi kadınları severiz, çünkü gelenek ve aileye saygılıyız.  
Batı göçebe bir uygarlık düşler; burası aile ve topraktan kopuk atomize bireylerin bir açık toplumudur. Doğu illetler Topluluğu'nda biz başka yönde ilerleyeceğiz. Göçü zorlaştırıp sermaye hareketini teşvik edeceğiz. Özerklik taraftarıyız; çünkü özerk iradeler kendi yerel ihtiyaç ve isteklerini daha iyi bilirler.
Batı özel mülkiyetin kutsallığını savundu. Biz de o küçük iken ona saygılıyız, ama aşırısını reddediyoruz. Biz süper zenginlere ağır vergi koyacağız, gerekirse malını millileştirecek, şirin bir Anadolu ya da Sibirya köyüne yeniden eğitime göndereceğiz. Milli kaynaklar özeleştirilmeyecek, yabancılara toprak satışı yasaklanacak, köylüler toprağından edilmeyecek. Kenti değil köyü teşvik edeceğiz.
Batı özel hayatın her alanına müdahale ederken biz Doğu'nun kadim özgürlüklerini savunacağız. Komşularımıza çok iyi dost olacağız; ama bunu istemezlerse de yaman düşman olacağız.  
Bu hayal, Avrupalı Kuzey Amerikalı ve Çinli süpergüçlerin vatanlarımızı sömürgeleştirmesine karşı tek çıkış yoludur. Yoksa sömürgeleşme devam eder. 
 http://www.israelshamir.net/Turkish/turk10.htm

24 yorum:

  1. Milli Gazete yazarıMehmet Şevket Eygi'nin bu yazıdan bahsetmesi üzerine bu yazıyı okudum. Bana çok ilginç geldiği ve ufuk açıcı nitelikte geldi.

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. 1* Önce feraset ve basiret gözlüğünü takalım. Sonra Nur-u Kur’an ve imanın küresel fenerini yakıp şöyle bir ufuk turu yapalım. Ki ak ile kara veya hak ile batıl veya bid’a ile hakikat belli olsun. Çünkü asrımız deccaliyet asrıdır. Deccal aldatarak iş görür. Aldatılmış bir insanlığı ne kurtarır. Sıdktır, yani doğruluk. Çünkü yalana karşı tek ilaç sıdıktır.
    Enaniyet ve ego şişkinliği kişinin, toplumunda milletin de aldanmasının şeytanıdır. Milli enaniyeti okşayan sözler, övgüler, pohpohlamalar kimden gelirse gelsin hele ki, kişi veya topluluk gaflet anında ise bir anda kanatlanmış gibi uçurur ve hayal ufuklarına yelken açtırır. “Ey Osmanlı geri gel” Bu ifade bir pişmanlık mı yoksa özlemin ifadesi midir, yoksa istikbalin yeni bir sinsi planı mıdır? Her ne ise bu sözler müşkül ve sıkıntılı halde de kulağa hoş gelir. Ama lafla peynir gemisi yürümez. Osmanlı’nın bir davetle yani sözle geri gelmesi muhal. Osmanlı eski bir haldi, yok olup gitti. Muhali istemek kendine fenalık etmekten başka bir işe yaramaz. Beyhude gayrettir. Akıntıya karşı kürek çekilir mi? Hele ki, ihanet, cehalet, zaruret, ihtilaf ve ümitsizliğin yol açtığı bu hastalıkların tedavi edilmeden bir yenisini tesis etmek hayaldir. Osmanlı bir kayıp değildi, yandı bitti kül oldu tarihi vakıanın finalidir.

    Osmanlı dine hürmetkar ve hassasiyeti olan bir imparatorluktu. Ruhu-mayası İslam idi. Hilafet-i İslamiye-yi Osmaniye idi. Yani hem dünyevi hem uhrevi kurumları temsil eden bir devletti. Başındaki adam halife-i Nebi idi. Bugün laikliğin bile veremediği bir dini hürriyet, milliyetçiliğin bile sağlayamadığı milli kimliklerin muhafızı idi. Kimseye zor uygulamadı. Yani adil bir devletti. Emevi ve Abbasi’ye hayat veren geleneğin devamı idi. Yüzlerce sebebin bir araya gelmesi neticesi 100 yılda çatırdayıp sonra 10 yılda ise yıkılıp gitti. Hem de dahili ve harici komplolar ile.

    Yerine 64 devlet kuruldu. Ve bu 64 devletin hiçbiri mazideki kadar mutlu, müreffeh, emniyette olup tam hürriyete sahip olamadı. Tamamına yakını batı emperyalizmin bir nevi sömürgesi veya vesayeti altında binbir meseleyle boğuşup duruyor. İşin hazin tarafı deccaliyetin her üç ayağı da sırayla bu devletlerin dini inançlarının, insanlık tarihinin en büyük tahribatına sebep oldu. Firavun, Nemrut, Tağutlara rahmet okutan bir küfr-ü mutlak istibdadına yol açtı.
    Peki yazar İsrail Şamir Osmanlı’yı yıkan iki dinin (Yahudi-Hıristiyan)ve iki devletin (Rus-İsrail) mensubu olarak pişmanlıklar içinde “Osmanlı geri gel”sin derken hangi Osmanlı’yı kast ediyor. Hangi cambaza baktırıyor? Hiç dikkat ettiniz mi? İslam’ın hakimiyeti altındaki bir yeni Osmanlı mı, yoksa İslam-Ortodoks karışımı ile Türk-İslav karışımı yepyeni bir kokteyl devlet mi öngörüyor. İyi okuyun. İstanbul’u ortak bir başkent sonra Türleri İstanbul’dan çıkarmadan Rus imparatorluğunun yeni bir başkent adayı yapıyor. Buradaki tezgahı biraz komplo ile açalım mı? Ne dersiniz? Çünkü bu yazı yazıldığı zaman hangi proje vardı da ona karşı yeni bir projeye kılıf mı uyduruyor? Komplo bu resmen. Anlayana sivri sinek saz, anlamayana davul zurna az? Yeni hal Mehdiyettir. Gelenekçilik-taklitçilik tarih oldu. Artık hak ve hakikat konuşacak.

    YanıtlaSil
  5. 2* Eski Rus yeni İsrail vatandaşı, eski Yahudi sonra Hıristiyan Şamir’in “Ey Osmanı geri gel” yazısı bir taşla birkaç kuşu vurma yazısı. Bu yazı milliyetçi-mukaddesatçı-gelenekçi-taklitçi düşünce sahiplerinin gururunu okşayan sözler. Ama muhtevasında çok karışık ve mayınlı kavramları cirit atıyor. Adeta canlandırılmak istenen bir mevtaya Rus-Türk-Müslüman-Hıristiyan-Yahudi kokteyli ile ab-ı hayat vermek görüntüsünde yeni bir zındıka paktının ipuçlarını veriyor. Özünde başka mesajlar var.
    Neymiş efendim Avrupalılar AB ile Şarlman İmparatorluğunu kurarken bizde gerçekte yok ama Osmanlı tipi bir imparatorluk (zihin ve hafızalarda dipdiri) imiş. Yani hayallerde yaşıyor. Ve bizi derken dikkatinizi çekerim Osmanlı ruhunu değil, o imparatorluğunu kavim ve milletlerin yeni bir ideolojik potada kaynaştırılması amaçlanıyor. “Bizans sonrası kazanımları kucaklanmalı” imiş. Onların da varisi Ruslar ve Türklermiş. “Konstantiniye bizim, Brüksel, New York ve Pekin'e cevabımız olabilir”miş. “Yüzyıllar sürmüş hakimiyet kavgaları Avrasya'da nice savaşlar çıkarmış iken, birlik tüm istekleri tatmin edebilir: Ruslar da Türkleri oradan çıkarmadan İstanbul'u başkent edinebilirler; Türkler ise Kırım ya da Taşkent'le komşu olur”
    Gördünüz mü alicenaplığı? İstanbul Rusların başkenti olabilir, Türklerin kazancı ise Türk illerine komşu olurmuş. Yani Rus bayrağı altında bir komşuluk. Osmanlı tipi bir nevi Rus imparatorluk. Ne güzel değil mi? Tam bir müfsid Yahudi kafası. Türk’ün İstanbul’una yeni kuma getrimek gibi bir hayal içinde

    *“Ortodoks ve Müslümanların birliğinin sembolü olarak yükseltelim, hükümdarımıza iki ünvanı, İslam halifesi ve Ortodoksların imparatoru sıfatını verelim”
    Ne parlak bir koalisyonu fikri değil mi? Tevhidin sarığına teslis külahı geçirelim. Yani Patrik Halife hükmetsin.

    *“Bence İslam Ortodoks Hıristiyanlıktan, Jean Calvin'in Kalvinist Protestanlığının olduğundan daha uzak değildir. Doğu Mammon'u (parayı)reddeder, çünki biz Tanrı'ya inanırız; bizce manevi ihtiyaçlar maddeden önce gelir, hiçbirimiz Hz. İsa'yı reddetmeyiz. Kadınlara saygı gösteririz, çünkü Hz. Meryem'i reddetmeyiz. Doğu hala tabiatı sever, ahlaksız zenginliği kötüler, emeğe saygı duyar, uyumu başarının üstünde tutar. Adam gibi erkekleri ve hanım gibi kadınları severiz, çünkü gelenek ve aileye saygılıyız.”
    Ne güzel bir din tarifi değil mi? Püriten yeni bir din veya mezhep. İslam’ı Hıristiyanlık gibi sanıyor. Hani Yahudiler’in Katalokmlerdeki Yahudi düşmanlığını izale etmek için icad ettiği Protestanlıkla milad olan mezhepler dizisine sahip olduğunu zehabına kapılmış. Tam bir kripton mantığı..
    *“Batı özel mülkiyetin kutsallığını savundu. Biz de o küçük iken ona saygılıyız, ama aşırısını reddediyoruz. Biz süper zenginlere ağır vergi koyacağız, gerekirse malını millileştirecek, şirin bir Anadolu ya da Sibirya köyüne yeniden eğitime göndereceğiz. Milli kaynaklar özeleştirilmeyecek, yabancılara toprak satışı yasaklanacak, köylüler toprağından edilmeyecek. Kenti değil köyü teşvik edeceğiz.”
    Yani Biraz kapitalizm, biraz liberalizmi, biraz sosyalizm. AB özeti gibi bir ekonomik düzen.
    *“Batı özel hayatın her alanına müdahale ederken biz Doğu'nun kadim özgürlüklerini savunacağız. Komşularımıza çok iyi dost olacağız; ama bunu istemezlerse de yaman düşman olacağız.”

    YanıtlaSil
  6. 3*Bunun neresi Osmanlılık? Bütün bunları söyleyen bir dönme Yahudi’nin İslam altın suyuna batırılmış bir Yahudi ifsadının pazarlanmasıdır. Bu yazı ne zaman kaleme alınmış. Büyük Ortadoğu Projesi’nin ortalığı kasıp kavurmaya başladığı tarihte yani 2004’te. Büyük Ortadoğu Projesi’nin 3 ayrı versiyonu var. 1-Hilafet-i Muhammediye’nin ihyasındaki bir İttihad-ı İslam. 2- Kapadokya’dan Nil’e kadar Büyük İsrail Projesi. 3- Görünüşte ABD Hakimiyetinde bir Büyük bir Ortadoğu. Aslında Büyük İsrail Projesi’ne zemin hazırlayacak bir plan.

    Burada her üç projede kilit ülke Türkiye. ABD ağırlıklı projede stratejik müttefik adayı. İttihad-ı İslam‘da ana motor. İsrail Projesi’nde ise Ortadoğu’ya bulaşmayan ve ses çıkarmayan narkozlu bir Türkiye. Şimdi 2004 yılında önümüze yepyeni bir kızıl elma kondu.

    Yahuidi ağababaları Bernard Lewis, Leo Staruss’ın ilham verdiği tam bir Neocon icadı Büyük Ortadoğu Projesi 24 Ocak 2004’te ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney tarafından açıklandı. Hedefi İUslam dünpasına demokrasi getirme olarak beyan edlidi. O plan Davos’ta açıklanırken Türk Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan o sırada ABD’yi ziyaret ediyordu. Bilgilendiriliyordu. BOP rüzgarının çıkardığı şaşkınlıktan istigade açıklanmasından 2 ay sonra ABD Başkanı Bush ve İsrail Başbakanı Şaron, Ortadoğu Yol Haritası olarak bilinen ve AB-BM ve Rusya’nın desteklediği planda sürpriz bir değişikliği ilan etti. 1993’te Oslo’da üzerinde anlaşılan o planının İsrail’in Batı Şeria’dan İsrail’in çeklime maddesine uyulmayacağı ilan edildi. Yani BOP ölü doğdu. Oslo anlaşması 2005 tarihinde Filistin Devleti’nin kurulmasını öngören planın işlemeyeceği demekti. Bush-Şaron zirvesinin üzerinden 2 ay geçmeden Türkiye G-8’ler Zirvesi’ne daveti ediliyordu.Türkiye zirveye Ortadoğu’da bir arabulucu ve lider kimliğine verileceği ihtimali İsrail’i ve de Siyonist üst aklı rahatsız etti. Türkiye bundan ilhamla, Suriye ile İsrail arasında barış anlaşması için yoğun çaba harcayarak tarafları bir anlaşma için imzaya ikna etti. Bu Siyonist aklı büstünü kudurttu. Ve anlaşmanın imzalanması bir hafta kala İsiyonist tipi bir sabotaj sergilendi. srail Gazze’yi işgal ederek Türkiye’ye kırmızı kart gösterdi. Bu işgal operasyonu Ortadoğu ile ilgili bütün planların bir nevi rafa kalkması demekti. Artık İsrail’in emellerine hizmet edecek yeni bir dönem başladı. BOP yemdi, yaşasın Yinon Planı yani büyük İsrail Projesi.

    İşte 24 Ocak 2004 Davos’ta başlayan Ortadoğu’ya yeni bir düzen kurma hayali çok sürmedi ve sona erdi. Artık sazı eline İsrail alıyordu. O kurgulayacak bizler oynayacaktık. Büyük İsrail Projesi’nin önündeki engellerin kaldırılması için Ortadoğu’da barış tatile çıkarılmalıydı. YŞeni plan tam bir troldü. Bölgede herkes herkesle çarpışacak, bölünecek, küçülecek hem İsral’in emelleri hizmet edilecek hem de Yinon Planı başarıya ulaşacaktı. Bu fesadın arkasında hem NATO, hem neocon ABD hem de neoliberal AB vardı. İsrail’in topraklarına toprağım diye göz diktiği ülkeler Irak-Suriye-Ürdün-Kuzey Arabistan-Mısır-Lübnan. Bu topraklar İsrail’e ait ve onun olacaktı. Bunu önleyecek kim var? Yani karşı çıkacak Türkiye ve İran. Türkiye Avrupa’ya olmazsa Rusya’ya yamanarak, İran da Rusya’nın kucağına itilerek onlara yeni ufuklar açıp Ortadoğu’dan uzak tutulacaktı. Yani onlar yeni bir dünyaya postalanacaktı.

    YanıtlaSil
  7. 4* İşte İzak Şamir’in o tarihlerde yazdığı “Ey Osmanlı geri gel” buna hizmet ediyordu. Bu Yahudi taktiğidir. İğfal edilecek taraftan görünerek hatta dinine ve milliyetine geçerek kışkırtma fitnesi sergilenecekti. Unutulmasın Türkiye’de “Kahrolsun şeriat” diyen Türk görünen bir Yahudi olan Moiz Tekin idi. Bunu benzeri provokasyonlar 1. Cihan Harbi öncesi hem Rusya, hem Almanya hem de Osmanlılarda büyük bir maharetle uygulanmıştı. Yeni Türkiye’nin ideolojik temelleri 1900’lerin hemen öncesinde başlayarak Balkanların Kudüs’ü Selanik’te atılmıştı. Başrolde sözde Müslüman olmuş veya Sabataycı kimlikli Yahudi Türkler olmuştu. Şimdi de aynı taktik uygulanarak Almanya’nın yerine Rusya’nın yanına Türkiye partner olarak verilip yeni hedef ve ufuklar gösterilerek Ortadoğu’dan uzaklaştırılmak isteniyor. “Avrupa kalmadı, Rusya verelim” taktiği uygulanacaktı. Ve öyle oldu. Şamirn buna hizmet etti. Onun maksadı Osmanlı’yı getirmek değil onun çocuklarını tamamen bölgeden uzaklaştırmaktı.

    Arap Baharı soldurulurken İsrail kendine yeni en büyük düşmanı Araplardan müttefikler edindi. Kuveyt-Mısır-Suudi Arabistan ve diğer Körfez ülkeleri. Bu yetmedi. Irak‘tan sonra Suriye lime lime doğranarak iç savaşa sürüklendi. İç Savaşın baş provokatörleri ABD’nin CIA ve İsrail’in Mossad’ı baş rolde. Türkiye ise Gezi-17 25 Aralık komplosu,- dare ile uğraştırılırken önce DAEŞ sonra PKK’nın yeni versiyonu YDP piyasa sürülerek muhteşem bir avantaj elde edildi.

    Şimdi ne olacak? Kompleksli milliyetçi-muhafazakar-taklitçiler böyle “Osmanlı geri gel” denilerek uyutulur. Yanlış trene bindirilip Sibirya’ya yolcu edilir.

    Edilir mi? Bak işte bu mümkün değil. Bir kere Deccali rejimin etkisinden kurtulan Rusya 10 yıllık bir bocalamadan sonra Putin’le yeni bir döneme girdi. Putin kovulan komünist ideolojinin yerine dine hürmetkar bir milli ideolaji üretti. Dine saygı, Rusya’yı İslam ve Türk dünyasına karşı dost yaptı. Bu İsrail’in planını kararttı. O zaman ne yapıldı? ABD’nin soğuk savaş düzeni taktiği ile Ortadoğu’da ABD-Rusya yeni gerilimi ve petrol enerji havzalarının bekçisi misyonuna soyunduruldu. Ukrayna’da başlatılan neoliberal tezgahı, Rusya Ortadoğu’da iç savaşı müdahale ederek karşılık verdi. O zaman enerji nakli konusunda ABD-Rus’un önüne yeni bir yem attı. “Petrol bizim, doğalgaz sevki senin” Ve Obama döneminde Esed’i devirmek için müttefiklerini Suriye’ye yönlendiren ABD bu plandan çark etti. Suriye’ye müdahale planı yarıda kaldı. Ama Suriye ve Irak‘ta Kürt devleti planını terör örgütleri kullanılarak hızlandırdı. Yemi yutan Rusya’nın gıkı çıkmadı. Bunda ne dereceye kadar muvaffak oldukları tartışmalı. Ama Rusya halinden memnun, bir istedi bin aldı. Tarihi emeline Suriye ile gerçekleştirdi. O bununla uyutulurken birden ortaya İsrail merkezli yeni ve mini bir Ortadoğu Projesi hızlı çekimle ortaya çıkıverdi.
    Yani bölgede yeni oyunlar oynanırken ve dünya onunla meşgul iken İsrail fırsattan istifade müthiş bir planı uygulamaya koydu. Büyük Ortadoğu Projesi yerine İsrail merkezli yepyeni bir ittifak kurdu. Gizli gizli çevresindeki petrol zengin Arap ülkelerini kandırdı. Osmanlı ve Türk giderse kimse gelmez sadece İsrail gelir. Ve o zaman İsrail’in mini Ortadoğu Projesi ortaya çıkar. İslam dünyasını dini ve ırkı etnisite bazında çatıştırmanın ilk meyveleri böyle toplanır. Bir yandan İran, bir yanda Suudi ve ortakları yeni projeyi uygulamaya koydu. Peki ne olacak?

    YanıtlaSil
  8. 5*Gözden kaçırılmaması gereken bir husus var. Halifetullah’ın başlattığı hikmetli ve gözden uzak 3 aşamalı planın 3. aşamasına gelindi. Bu aşamada İslam dünyasının siyasi alandaki projeleri hayata geçirme devrine girildi. Bu da ittihad-ı İslam’a bakar. Bediüzzaman’ın bir asır önce öngördüğü bu. İslam Cumhuriyetleri’nin oluşturduğu bir birlik. İslam Konferansı Teşkilatı benzeri bir teşkilatlanma ile her alanda aktif olacağı bir ittihad. Bu Osmanlı Projesi değil. Hilafet-i İslamiye’nin ittihad-ı İslam’la hayata geçirilme projesi. Yani gönüllü iştirake matuf, İsevi cemaatinin-milletlerinin destekleyeceği Çin’den Atlantiğe kadar bir birlik. Bu hem ABD’nin Çin korkularını, hem de Avrupa ve Rusya’nın enerji havzalarında söz sahibi olmasından başka ekonomik pazara sahip olma ihtimalini ortadan kaldıracak. Nasıl mı? Bugün ittihadın önündeki engeller terör-dinsizlik-menfi milliyetçilik.

    İlki hariçten yani batıdan tezgahlanan iki menfi cereyan: Anarşi ve dinsizliği mağlup ederek. Dinsizlik ve dini hayatı terk edilmesi anarşistliğe zemin hazırladı. İlk olarak Türkiye’de 1960 sonrası arz-ı endam eden anarşi 30 yıl sonra bu kez İslam dünyasında yaygınlaştırıldı. Bunu yapan emperyalist ve Siyonist odaklardır. Çünkü anarşi ve terör Müslüman ülkelerin elini kolunu bağlayıp dışa muhtaç haline getiriyor. Ahir zamandaki 3. Melheme’nin düşük yoğunluklu çatışmalardan oluşmasından başka anarşi ve terörün boy göstereceği bilinmektedir. Bir diğer husus ırkçılığın yani menfi milliyetçiliğin terk edilmesi. Çünkü Siyonist ve batılı fitne bundan istifade ederek tarafları çatıştırarak hem enerji kaynaklarına konuyor, hem ekonomik menfaat sağlıyor, silah satışı vesaire, hem de vesayetini sürdürüyor.

    Bugün İsrail’in ve ABD’deki müttefiklerinin en büyük emeli Şii-Sünni, veya Arap-Acem savaşı ile bölgenin bütün gücünün tüketilmesidir. Böylece bölge milletlerinin gücü sıfırlanınca Büyük İsrail hayali gerçek olacak.

    Diyeceksiniz biz “Ey Osmanlı geri gel” şerbetiyle halvetlenirken sen bize başka hikayeler anlattın. İyi ya? Osmanlı’da Türkçülüğün birinci destekçisi Rus Yahudiler ve masonlarla Selanik Yahudileri idi. Kürt’ten bir Türkçü teorisyen çıkarıp Türk dünyasını İslam’dan koparıp Batının kapı kulu yaptılar. Değil mi? Abdülhamid’in bağlı olduğu Helvati şeyhi ne demişti? “Sultanım içlerinde deccal var mani olamadım” Manevi gücü ile kime Deccale mani olamamış. O deccal ne zaman hükmetti. Ve hala onun esiri değil miyiz?.
    2 Kasım’da Belfour Beyannamesini yüzüncü yılını idrak ettik. O yıl Büyük Deccal’in Rusya’da Yahudiler eliyle arz-ı endam ettiği tarihtir. Bütün Yahudi kodamanlar bilinenin aksine bir Yahudi olan Lenin’in Almanya’da trene zorla bindirip gittiği Moskova’da 5 Yahudi arkadaşı ile Kızıl Rejimi başlattı. Küçük Deccal, Büyük Deccal’den kaç yıl sonra ortaya çıkarmış.7 yıl sonra. Sabataycı Selanik Hanedanı nerede hükümran oldu. Onların evlatları işbaşına geldi.

    YanıtlaSil

  9. 6*Osmanlı artık muhal. Müslümanlar kaybetti. Ama Rahmet-i İlahi Hz. Peygamber’in bir torununu vazifeye koşturur. Ne Zaman? Hilafet-i Muhammediye sona erdiği zaman. O yıl Halifetullah vazife alır. Bir asır sonra iman ve hayat fasıllarından sonra yani dinin her sahada ihyasından sonra yalnız dini cemaatler değil, bütün Müslüman milletler ittihad-ı İslam’ı sağlar ve Cemahir-i Müttefika-yı İslamiye’yi kurar. Çünkü:
    “Mehdi-i Âl-i Resul'ün temsil ettiği kudsî cemaatinin şahs-ı manevîsinin üç vazifesi var. Eğer çabuk kıyamet kopmazsa ve beşer bütün bütün yoldan çıkmazsa, o vazifeleri onun cem'iyeti ve seyyidler cemaati yapacağını rahmet-i İlahiyeden bekliyoruz.” (Emirdağ Lahikası)

    «Bu zamanın en büyük farz vazifesi, ittihad-ı İslâmdır. İttihadın hedef ve maksadı; o kadar uzun, münşaib ve muhit ve merakiz ve meabid-i İslâmiyeyi birbirine rabtettirenbir silsile-i nuranîyi ihtizaza getirmekle, onunla merbut olanları ikaz ve tarîk-i terakkiye bir hâhiş ve emr-i vicdanî ile sevketmektir.» (Hutbe-i Şamiye)
    “İnşaallah, âlem-i İslâmın da büyük bir bayramına yetişirsiniz. Cemahir-i Müttefika-i İs¬lâmiyenin kudsî kanun-u esa¬siyelerinin menbaı olan Kur’ân-ı Hakîm, istikbale tam hâkim olup beşeriyete tam bir bayramı getireceğine çok ema¬re¬ler var.” (Emirdağ Lâhikası-ll sh: 76)
    “Rahmet-i İlahiyeden ümid kesilmez. Çünki Cenab-ı Hak bin seneden beri Kur’anın hizmetinde istihdam ettiği ve ona bayraktar tayin ettiği bu vatandaşların muhteşem ordusunu ve muazzam cemaatini, muvakkat ârızalarla inşâallah perişan etmez. Yine o nuru ışıklandırır ve vazifesini idame ettirir…» (Mektubat) Bediüzzaman elyazması bu eserinde kendi el yazısıyla (Dikkatle okuyunuz:) Türk Ordusu kuvvetini kendi Milleti aleyhinde değil, İslâm Dünyasının selâmet ve zaferinde kullanıp bü¬yük vazifeler göreceğini ihbar sadedinde şöyle der: “Kılıcını ayağına vurdurmaz, düşmanına vurdurur. Kur’an’a hizmetkar eder. Ağlayan alem-i İslam güldürür.”

    “İnşaallahü Teâlâ, cemâhir-i müttefika-i İslâmiye de meydana gelecek ve İslâmiyet, dünyaya hâkim ve hükümran olacaktır. Rahmet-i İlâhîden kuvvetle ümit ve niyaz ediyoruz.” (Sözler)

    “İnşaallah, âlem-i İslâmın da büyük bir bayramına yetişirsiniz. Cemahir-i müttefika-i İslâmiyenin kudsî kanun-u esasiyelerinin menbaı olan Kur’ân-ı Hakîm, istikbale tam hâkim olup beşeriyete tam bir bayramı getireceğine çok emareler var.” (Emirdağa lahikası.)
    Bediüzzaman’ın Cemahir-i Müttfeika yani Birleşik Cumhuriyetler demesinin de bir sebebi vardır. O da şu:
    “Evet, o ecnebilerin, canavarlar gibi yaptıkları muamele ve zulümler, İslâm dünyasında, hürriyet ve istiklâl ve ittihâd-ı İslâm cereyanını da hızlandırmıştır. Nihayet, müstakil İslâm evletlerinin teşkilini intaç etmiştir.”


    Bunar bir Yahudi’nin fitne saçan sözleri değildir. O büyük deccalin Rusya’dan bertaraf edilmesinden sonra Ruslar İslam’a karşı nasıl bir tavır alacaktı? Dikkatinizi çekerim. Bediüzzaman bir daha ehl-i İslam’a silah çekemez diyor. Bu İsrail Şamir’in Osmanlı üzerinden kriptoluk yaparak İsrail’in yararına Türkiye ve İran’ın nazarlarını ittihad-ı İslam’dan ayrıma fitnesi başarılı olmayacaktır. O bir Yahudi dönmesi. Ama Bediüzzaman bir Kur’an şakirdi. Onun nuru ve ferasetiyle haber veriyor:

    “Rus da dinsiz kalamaz. Geri dönüp Hıristiyan da olamaz. Olsa olsa, küfr-ü mutlakı kıran ve hak ve hakikate dayanan ve hüccet ve delile istinad eden ve aklı ve kalbi ikna eden Kur’ân ile bir musalâha veya tâbi olabilir.
    İki dehşetli Harb-i Umumînin neticesinde beşerde hasıl olan bir intibah-ı kavî ve beşerin tam uyanması cihetiyle, kat’iyen dinsiz bir millet yaşamaz. Rus da dinsiz kalamaz. Geri dönüp Hıristiyan da olamaz. Olsa olsa, küfr-ü mutlakı kıran ve hak ve hakikate dayanan ve hüccet ve delile istinad eden ve aklı ve kalbi ikna eden Kur’ân ile bir musalâha veya tâbi olabilir. O vakit dört yüz milyon ehl-i Kur’ân’a kılıç çekemez.
    (Emirdağ Lâhikası)

    YanıtlaSil
  10. 7*Unutulmasın Halifetullah 103. Halifedir. 103. Sure ise Asr Suresi’dir. Asr Suresi'nde, Mehdi asrı insanların muhakkak hüsranda olduğu bir asır olarak niteler. Ancak iman eden ve güzel işler yapan ve birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenleri müstesna tutar. Bu iman-hakkı ve sabrı tavsiye Mehdi’nin hilafetinin zamanındaki dini hizmetin özüdür. Deccal hükmederken iman esaslı bir hizmet, hak ve hakikate tabi olmak ve tecdit vazifesinin tamamlanmasına kadar sabır etmek gerekir. Çünkü küfr-ü mutlak deccal eliyle hüküm sürüyor. O zaman yapılacak iş. İman-Hakkı tavsiye-sabrı tavsiye. Sonra ise felah gelir. Nasıl mı? Bu Musa kavminin Sina’daki tembelliği yüzünden 40 yıl (1910-1950) yeni neslin beklenme süresi kadardır. Ondan sonra hayat faslı ile İslam cemiyete yeniden hakim olmaya başlar. Bu da 50 yıldır. Ve sonra Al-i Muhammed ve Al-i İbrahim’in devreye gireceği zamana gelinir. O zaman 2006 veya 2007’de başladı. 2010-2014-2017 önemli kilometre taşlarıdır. Artık Al-i Muhammed (as)ve Al-i İbrahim’in (as) devreye gireceği zamana gelinir. O zaman 2006 veya 2007’de başladı. Çünkü Ana deccal bölgeye hakim olmak istiyor. Süfyanilerle 1990'larda yaptığı ittifaktan bir netice alamayınca vekillerini kullanarak emeline nail olmak ister. Ve finale gelinir. İttihad-ı İslam’ın siyaseten en büyük vazifesi başlar. O da bilen biliyor değil mi?

    YanıtlaSil
  11. Ben bu yazıyı okuduğumda ilk aklıma gelen Bediüzzaman'ın "Rusya dinsiz kalamaz. Geri dönüp hristiyan da olamaz." ile başlayan paragraf idi. Rusyanın Kur'an ile musalaha ve tabi olması Islam Birligine tabi olması ile açıklanabilir.

    YanıtlaSil
  12. Islam birliği Cemahir-i müttefika-i islamiye olacak. Yani Islami Müttefik Cemahir... Tek bir devlet değil.. Cumhuriyetler birligi...

    YanıtlaSil
  13. Bugün Sabah gazetesinde Hilal Kaplan'ın yazısı "Suuddaki esas hikaye Aramco" başlıklı yazı ile Takvim gazetesinde Ergün Diler'in "Hotel Prens" başlıklı yazıyı okuyalım.
    Muhyiddin-i Arabiye göre Mehdi zuhur ettiğinde ilk işi yanakları sakalsız bir taifeyi ortadan kaldırmak olacak.
    Bu hadise Iran'ın Hürmüz boğazına saldırısından önce mi sonra mi olur bunu zaman gösterecek.

    YanıtlaSil
  14. Mustafa Bey, yakın zamandayaşamış olan Mehmet Dumlu Kütahyevi Hazretlerinin Atatürk hakkında yapmış olduğu sohbeti size gönderiyorum.Umarım sitenize bir katkısı olur.Allah'a emanet olun.
    link: https://seyyahin.wordpress.com/2007/05/22/aziz-mehmet-dumlu-hocaefendi-sohbet-13/

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. şeyh şunları okumamış duymamış demek ALLAH(C.C) taksiratını affetsin
      — M. Kemal: Evet Karabekir, arap oğlunun yavelerini Türk oğullarına öğretmek için Kur’ân’ı Türkçeye tercüme ettireceğim. Ve böylece de okutacağım. Ta ki budalalık edip de aldanmakta devam etmesinler…

      İşin bir Heyet-i İlmiye huzurunda berbat bir şekle döndüğünü gören Hamdullah Suphi ve Ruşen Eşref:

      — Paşam, çay hazır, herkes sofrada sizi bekliyor.. diyerek bahsi kapattılar.

      Sil
    2. Atatürk, kendi zamanının Mehdisidir.Ahir zaman Mehdisinin ilk işi, İslam içindeki munafıkları yok etmek olacak...Bidat ve şirk ehli tarikatları ve cemaatleri yok edecek...

      Sil
  15. ırak işgali-Suriyenin karışması ve Türkiye vurulunca mehdi as zuhur edecek en geç 2019 hac

    YanıtlaSil
  16. TÜRKİYENİN VURULMASI KALDI TEK GEOSTORM İKLİM SİLAHIYLA VURACAKLAR HORTUMLARLA EN GEÇ 2019 ZUHUR

    YanıtlaSil
  17. bu cuma günü cuma kıldık imam hutbeyi okudu inecek tanıdığım daha önce camiye geldiğini görmediğim halen çalışan bir öğretmen ayağa kalktı imama bugün ölüm günü sen niye falandan bahsetmiyorsun dedi imam bir şeyler söyledi bende bizim cuma namazımızı terörize etme otur yerine diye bağırdım vatandaş oturdu
    askeriyede fetöden boşalan yerlere ağzından kemalist söylemleri düşürmeyen ulusalcı ve onlardan farklı olmayan sözde milliyetciler dolduruyor ve bunlar 3-5 yıla kalmadan yeni bir 15 temmuza sebebiyet verecekler sanıyorum

    YanıtlaSil
  18. 1*Bölgemizin olayları TV dizileri gibi. Bir bitiyor, biri başlıyor. Her yeni dizi bir öncekinin içinden çıkıyor. Son 3 diziyi hatırlayalım. 1990 Körfez Savaşı- 2003 Irak işgali,-2011 Arap Baharı ve Suriye savaşı. Derken son diziye sürpriz bir aktör girdi. Suudi. Ortalığı bir anda çöl kasırgası sarıverdi. Her yer toz duman. Bu dizilerin hangisi yerli yapım? Hiçbiri. Niçin? Çünkü bu kökü mazide olan bitmez tükenmez bir illetir. Bu hakimiyetini kaybeden ehl-i İslam’ın çaresizliğinin alametidir. Nasıl, niçin oldu, uzun zaman önce başlayan bir vaziyettir. İlk kez doğru dürüst ifadesi ise bir asır öncesine dayanır.

    Bediüzzaman 1918’de 2.5 yıllık esaretten döner. Hem esaret, hem de günlerce süren uzun firar yolculuğu, hele o mağarada karşılaştığı zatın sözleri ondan büyük bir inkılaba yol açmıştır. Öyle ki gördüğü o meşhur rüya da eklenince adeta yeni misyonuna doğru sevk ediliyordu. Bu hali dostlarının gözünden kaçmaz. Bir gün bir mecliste ona geldiğinden beri niçin siyasetten uzak durduğuna sorarlar. İşte verdiği cevap:
    “Biz müteharrik-i bizzat (kendi başına hareket eden) değiliz, bilvasıta (vasıtayla ) müteharrikiz (hareket ediyoruz). Avrupa üflüyor, biz burada oynuyoruz. O tenvim ile (uyutarak-hipnoz) telkin eder, biz kendimizden hayal edip, asammâne (sağırcasına) tahribimizde eser-i telkini (başkasının fikrini) icra ederiz”

    Yani biz batının emellerine alet oluyoruz. Yazının devamı daha da ilginç. Hariçten gelen cereyanın müsbet veya menfi olabileceğini belirtir. Menfi cereyana kapılınması halinde ise bütün harekatın dışarı hesabına geçeceğini vurgular. İrade hükümsüz olduğundan iyi niyetli olmanın bir fayda vermeyeceğini ve şuursuzca ona (harici menfi cereyana) alet olacağını belirtir. Nasıl mı?

    Sözü günümüze getirirsek daha iyi anlarız. Zira harici menfi cereyana kapılmanın modası devam ediyor. Eskiden Avrupa derken şimdi Amerika da üflüyor. Ama bu iki üfürücünün değişmeyen ortağı ise Siyonistler. Eskiden her şey Avrupa’ya mal edilirdi. Bugün Amerika’ya. Ama gerçek aktör hep gözden kaçırılıyor. Vekalet savaşlarında vekil görünür de müvekkilin (Siyonist) görülmemesi normal. Son dizinin son sürpriz aktörü kimdi demiştik? Suudi. Aslında o hep vardı ama tam anlaşılamadı. Suudi Arabistan’ın kurucusu Kral Abdülaziz ‘in İsrail'in kurulması ve korunmasına dair bir mektupla İngiltere’ye söz verdiği yıllar sonra ortaya çıkmıştı.

    YanıtlaSil
  19. 2*İki ay kadar önce (Eylül’de) Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi İşleri Genel Başkanı ve de Kabe-i Muazzama’nın imalarından Vehhabi Şeyh Dr. Abdurrahman Es Sudeys İslam Alemi Birliği Konferansı için New York’a gider. Kimse bu konferansı duydu mu? Hayır. Üfürülecek Suudiler paye vermek için meğerse orası dolum tesisi imiş. Orada Es-Sudeys üfürüğün hızıyla bir Suudi TV’sine esip gürleyip beyanat veriyor:
    “Bugün Suudi Arabistan ve ABD dünyanın iki kutbu. Allah’a hamdolsun dünyayı birlikte yönetiyorlar.”

    Bu muhakeme-i akliyeden mahrum Suudi bilmiyor. İslam ümmetinin temsili Halifeye aittir. O halife gideli asır oldu. Onun yerine Suudi değil, Halifetullah gelir. Çünkü Harici-Selefi bid'a genel temsil imkan bırakmaz.

    Kime neye niçin alet olduğunu bilmeden Şeyh hazretleri dev aynasına bakıp konuşmuş. Çünkü Bediüzzaman’nın dediği gibi menfi bir cereyana kapılan bir harf gibi başkasın ait bir manaya delalete ediyor. Yani kendine ait bir manaya değil. Şeyh Es.Sudeys tek üfürülen değil. İki ay sonra Suudi Baş Müftüsü’nın ümmeti sırtından hançerleyen bir fetvası dehşete düşürdü:
    "İsrail'e karşı savaşmak caiz değildir. Hamas'ın terör örgütüdür ve Hizbullah'a karşı İsrail ordusuyla iş birliği yapılabilir.”

    Daha bitmedi. Bu her ikisinden 4 ay önce yani Temmuz ayında ise Türk basınında yer almayan daha alçakça bir teklif bir Suudi müftüsünden gelmişti. Vehhabi Müftü Ahmed bin Said El Garni sosyal medyada kendi hesabından art arda şu mesajı yayınlıyordu:
    “Mescid-i Aksa yolunda ölüm şehadet değildir. Filistinli Müslüman kanı Mescid-i Aksa’dan daha az mı kutsaldır? Allah’tan korkun ve kan dökülmesine izin vermeyin. Kim diyor Mescid-i Aksa yolunda ölmek şehadettir?”

    “Filistin halkını maceraperest liderlerinin peşinden gitmemeli. Filistinlilerin yenilgiye mahkumdur. Kur’an ve sünnette eğer sayıca az, zayıf ve mühimmatınız yoksa illa düşmanla savaşmalısınız diye hiçbir delil yoktur.”

    O sırada Türkiye’nin zirvesinden Kudüs’te Mescid-i Aksa’nın çevresindeki metal dedektörlü kuşatmaya kınayarak uygulamaya derhal son verilmesi istendi. Birkaç gün sonra İsrail şakşakçısı Suudi Müftü’nün provokasyonlarına rağmen İsrail bu uygulamaya son verdi. Yani? Mehdiyet’in desteklediği zatın dediği oldu.

    Evet bunlar Suudi din alimlerinin cehaletinin ve ilminin düzmece olduğunun göstergesidir. Kim üfürüyor ki onlar da böyle konuşuyor. Dikkatinizi çekerim. Suudi Arabistan'da iktidar iki aileye aittir. Şeyh ve Suud aileleri. Şeyhler dini, Suudilar siyasi alanın temsilcisi. Yani bir dahili koalisyon var. Siyasilerin ne fitne karıştırdığını hep gördük. Dini cephenin hali ise budur. İsrail şakşakçılığı.

    YanıtlaSil
  20. 3* Peki 11 ay önce Katoliklerin dini lideri Papa Franciscus ne demişti? Belçika'da yayımlanan haftalık Katolik Tertio dergisine konuşan Papa, "Savaşa hayır"sloganının ciddiye alınmadığını belirterek "Üçüncü dünya savaşı yaşanıyor" dedi. Yani üfüren batının din müftüsü böyle konuşur, üfürülen doğunun din adamı ise Suudi gibi konuşur. Ne kadar farklı değil mi?

    Konuyu dağıtmayayım. Bir üst akıl var. Bu üst akıl iki asırdır 2 bin yıllık hayali için İslam dünyasını parmağında değil lafızlarını üfürerek oynatıyor. Önceleri üfürüp oynatıyordu, şimdi ise direk yöneterek bölgemizi dini-ırkı etnisiteye dayalı çatışmalarla küçük küçük devletçiklere bölme planını mahirane uyguluyor. Yani İsrail bölgeye hakim olmak için son kartlarını masaya sürdü. İfsadını da dolar ve siyaset ile yapıyor. Meyvası bölege kan çanağına dönüyor.

    Artık Büyük İsrail masalı için finale gelindi. Kimse İsrail’in varlığını tartışmıyor. Hoparlör gibi kullanacağı Vehhabi müftüleri bile var. Çevresi ateş çemberi, ama o baharasude bir mevsimde yaşıyor. Üfüre üfüre hipnoz ettiği parası çok akla yok Müslüman ülkelerle ittifak kurmuş. İran’la bir nevi suni düşmanlıkla kutuplaşarak zafer üstüne zafer katıyor. Yani İsrail’in kuzey cephesinde silahları konuşturup ortalığı kan çanağına çevrilirken güney tarafı petro-doları gasp ederek yeni bir ittifakı İran nefreti üzerine oluşturuyor. Çapıştıra çarpıştıra bölüyor. Bu ümmetin Siyonistlerce bir kez daha bölünmesi demektir.

    O sırada biz ne yapıyorduk? Bizi kendi derdimizle uğraştırıyorlardı. Derken bir baktık ki, neocon-siyonist odaklar ve makamlar Suudilerin sırtını tapışlayıp “İslam’ın temsilcisi sizsiniz haydi dünyayı yönetelim” gazı verip vesayetlerini inşa ediyorlar. Bunun için Obama’nın döneminde ABD’deki 1 triyona varan Arap mali varlığına ambargo geldi. Trump ise iktidar olur olmaz, ilk yaptığı iş Suudileri ziyaret edip onları bir kez daha üfürdü. O ışıklı kürenin önündeki 3 elin hangi liderin elini olduğunu hatırlıyorsunuz değil mi? O da üfürme ustalığının son becerisinin nişanesidir. Eline diline sahip olmayan Müslüman’ın başına gelecek bilinir. Eskiden serttik şimdi yumuşadık, yumuşaklara da "Ilımlı Müslümanlık" yaraşırmış.

    Müslüman ülkeleri deccal tipi fesadla sekülerleştirip üfürerek yönlendirmeyi bildiler. Ama harici kökenli Vehhabi ulemasının üfürükle basiret ve ferasetlerine perde çekecekleri kimsenin hemen aklına gelmedi. Ama Hz. Peygamber’in Taylasanlı sarıklıların da Deccale tabi olacaklarını söyleşmişti değil mi? Bizde ki Gülen’i bile üfürerek hain emellerine kullandıklarını düşünürsek bunun zor olmadığı anlaşılır.

    Peki ne olacak? Ne mi olacak? Bu iş bitti beyler. Bu kadar fitne-fücur yok edilmelerine gerekçe olacak. İlahi öfkeye müstehak oldular. Onların 57 yıl önce masaya sürdükleri Kürt kartı onların sonu olacak. Nasıl mı? Sabredin.

    YanıtlaSil
  21. 4*Efendim Mehdi Mekke’den çıkacak. Yok yok, Şam’dan çıkacak. Yok yok Bağdat’tan çıkacak. Hayıııır. Şam’dan deccal çıkacak. Sonra da Mehdi gelecek. Bu rivaytler bohçasının sonu yok. Ama herkesin unuttuğu bir şey var. Kara Bayraklılar Horasan’dan gelecek. HorasanTürk yurdu. Oradan çıkacak ilk bayrak yani ilk devleti Karahanlıları diğerleri izleyecek. Sonra Hilafeti de üstlenecekler. Sonra. Hilafet deccalin muhrip (yıkıcı) eline geçer. Yani deccal ilk onlara musalat olur. Hilafet İstanbul’da batar. Ne zaman batmıştı?. Avrupalıların çok kuvvetli üfürdükleri bir zamanda. Çünkü Avrupalı düşünüyor: “Bu hilafet İslam Birliğini sağlam tutuyor. Sömürüyü engelliyor. Onu postalayalım. Öyleyse üfürün de üfürün.”

    Üfürüğü yiyen ne yapar, oynar. Nasıl oluyor bu? Üfürükle narkoz etkisi yaparak, uyutarak. Uykuda gezen ne yaptığını bilir mi? Hayır. O zaman hipnozu verenin telkini ile yakar yıkarız. Öyle de yaptık.

    İstanbul yeniden fethedileceği sırada haber gelirmiş. “Ey ümmet Deccal çıktı” Hadi hurara oraya. Nereye. Süfyan iki nehrin arasında, bir yarım adadan çıkar ya. Peki İstanbul ne olacak? Hani fethedilecekti? Ha o mu. Onun fethe kılıçla değil? Tekbir ve tehlillerle. Tekbir en çok nerede getirilir. Camilerde?

    Hiç bugün kadar “İstanbul fethediliyor” dendiğini duydunuz mu? 11 Kasım’a kadar. Bakın o gün yapılan bir konuşma var. Neconların-siyonistlerin-maşaları fetoşçuların baş düşmanı konuşuyor. O konuşmadan birkaç satır:
    “Bu Fatih’te o selatin camilerin ara bölgelerindeki yüzlerce mescidi, o malum, tarihi inkar edenler yıktılar. Onlar yıktı biz ise inşa ediyoruz, ihya ediyoruz.
    Fetih sadece bu şehrin fiziki olarak ele geçirilmesi değildir. Asıl fetih, işte bugün yaptığımız gibi eserlerle o şehre damgayı vurmaktır. İşte biz bunu yaptık.
    Açık söylemek gerekirse ayağa kaldırdığımız, ecdadın emaneti olan her eserle adeta İstanbul’u YENİDEN fethediyoruz.”

    Hatıra gelir.Kudüs’ün fethi acaba İstanbul’un fethini mi bakıyor? Bir şey daha var. Selatın camileri hep Avrupa yakasında. Doğu yakada yok gibi ve yüzlerce yıldır bir selatin camii inşa edilmedi. Derken Çamlıca’ya 60 bin kişilik bir camii inşasına başlandı. Cami önümüzdeki Ramazan’da ibadete açılıyor. Bu caminin şu özelliği var. Kubbesi’nde 16 Esma-i İlahi yer almış. Avlu’da ise Al-i İmran Suresi’nin 5 ayetine yazılmış. O ayetler şöyle:
    Allah'a ve Resulüne itaat edin ki size merhamet edilsin.(3/132)
    Rabbinizden erişecek bir bağışlanmayı ve genişliği göklerle yer kadar olup da takvâ sahipleri için hazırlanmış bir Cenneti kazanmak için yarışın.(3/133)
    takvâ sahipleri ki, bollukta da, darlıkta da Allah için harcarlar, öfkelerini yutarlar, insanların kusurlarını bağışlarlar. Allah ise iyilik yapanları sever.(3/134)
    O takvâ sahipleri, çirkin bir iş yaptıkları, yahut bir günahla nefislerine zulmettikleri zaman Allah'ı hatırlarlar ve günahlarının bağışlanmasını isterler. Zaten Allah'tan başka günahları bağışlayacak kim var? Onlar, işledikleri günahta bile bile ısrar etmezler. (3/135)

    YanıtlaSil
  22. 5* Ayrıca Kasas/ 77 ayetine yer verilmiş: “Allah'ın sana verdikleriyle âhiret yurdunu kazanmaya bak; dünyadan nasibini unutma. Allah sana nasıl ihsanda bulunduysa, sen de öylece insanlara iyilik yap. Memlekette bozgunculuk yapmaya da kalkma. Çünkü Allah bozguncuları sevmez”

    Fesadı yanı bozgunculuğu kim yapar? Dünyada Yahudi ve bizde ise....

    Çamlı Camii'nde neksik kaldı? Feth zamanında Fetih Suresi’nin unutulması söz konusu olmazdı her halde. Caminin ana kubbesini destekleyen 4 kemerin altına 7 bin parçadan oluşan Fetih Suresi yazılmış. Eh artık geriye Feth-i mübin kalır..

    Üfürücülerin ağzından nasıl kurtulunur?. Tıkayarak. O vakit geldi mi gelmedi mi? Tekbir ve tehliler yükseliyor. Minareler ezanı okuyor. Yalnız ezanı değil. Salaları da. O salaların hikmetini 15 Temmuz gecesi görmüştük. Değil mi? Sahi bu üfürenlerin ağzının çarpan ne olmuştu? “Dünya 5’ten büyük” Eh o zaman üfürmenin yönü değişiyor demektir. Artık onlar üfürüp biz oynamayacağız. Çünkü bizim bedenlerimize ruhumuzu üfürenin, yani “Nasrullahi ve fethu” ihbarı daha güçlü. O zaman? Ne yani her şeyi yazarsak bekleme yani sabrın kıymeti kalmazdı değil mi? Beklemek, kucaklaşma hasretini ziyadeleştirir.

    Unutulmasın. Ahir zamanın fetih hattı tektir. Sultan Ahmed Meydanı’nda Ayasaofya’dan başlar, Kudüs’e uğrar oradan da Mekke’ye gider. İşte fethin hatt-ı zaferi budur. Vehhabi alimleri ve siyasetine bizim yani Mehdiyet’in üfürmesinin zamanı geldi. Başka türlü adam olacakları yok.

    Oyun bozan oyunun temeli bir asır önce atılmıştı. Fethin Suresi'nin ilk aytenini ilk ebcedi tarihi bu 1331. 1915’te Çanakkale’de atılmıştı. Ama sünbül vermesi, 1381,filiz haline gelmesi 1402 ve sonra ağaca dönüşmesi zaman aldı 1422. Fetih Suresi’nin sonunda fetih böyle anlatılır. Onun için Çamlıca Camii’nin kubbesinin tutan 2 kemerin altına 220 metre uzunluğunda Fetih Suresi yazıldı.

    Erdoğan “Gizli-açık ambargolar, ayaklarımıza takılan çelmeler, ikiyüzlü tavırlar elbette bizi sıkıntıya sokmakta. Buna karşılık asırlık bir planı bozarak onların kollarını buduyoruz. Oyunları boza boza senaryoları yırta yırta hedeflerimize ilerleyeceğiz” dedi.

    Çünkü yiğit yıkıldığı yerden kalkar. İspanya eski Başbakanı J.Luis Zapatero dünyanın geleceğinin Türkiye’ye bağlı olduğunu söyleyeli daha bir ay olmadı. “Tüm dünya aslında Türkiye’nin geleceği ile bağlantılı” diyordu. Hissm-i kablel vuku daime bize mahsus değil. Rahman isminin tecelli kapsamı geniştir. Yani iş dönüp dolaşıp bize bakıyor. Artık onların üfürmesi bizi ırgalamıyor. Değil mi? Bizde üfürmek dini gelenektir. Sağa-sola, öne-arkaya, aşağı-yukarıya.

    YanıtlaSil